27 Ağustos 2009 Perşembe

Avea'nın Sınırsız Kölelik Tarifesi


Sınırsız, heryöne "10000" dk adıyla anılan Avea geride 40.000 aboneyi mağdur bırakarak bu tarifesini kaldırdı. Avea'nın yaptığı onca reklamın, insanları kandırmacadan ibaret olduğunu anlayan mağdurlar ise bir site açmışlar ve Avea'yı boykot ediyorlar.

BOYKOT EDİYORUM

24 Ağustos 2009 Pazartesi

DNA Test Kiti

Time Dergisi tarafından 2008 yılının en iyi buluşu seçilen bu kit 90 değişik hastalık belirtisinde önceden tahmin yapabiliyor. Kellikten körlüğe, doğacak çocuğunuzdaki oluşabilecek hastalıktan çok sevdiğiniz yemeklere kadar birçok şey hakkında yorum yapan bu kit Amerika'da 23andMe adlı şirket tarafından satışa sunulmuş. Fiyatı ise 399$.


22 Ağustos 2009 Cumartesi

Adını Sen Koy

Başrollerini Melis Birkan,Ali İl, Cemal Toktaş ve Ali Mümtaz Taylan'ın paylaştığı, Tuna Kiremitçi filmi 4 Aralıkta vizyona girecek.
Senaryosu Tuna Kiremitçiye ait filmin konusu şöyle:

Can, çok sevdiği Aybige ile bir hafta sonra evleneceklerdir. Ama Aybige'yi çocukluk arkadaşı Ilgaz'la tanıştırınca beklenmedik bir şey olur. Ilgaz Aybike'ye şaşırtıcı derecede soğuk davranır. Bu durum Can'ın şüphelenmesine , Aybike'nin ise huzursuz olmasına neden olur. Ortaya bir de Ilgaz'ın saplantılı ağabeyi Harun ortaya çıkınca , olay farklı bir hal alır. Beklenmedik sırların ortaya çıkması bu durumu onlar için bir hayat sınavına dönüştürecektir.

Tuna Kiremitçi ise filminden şöyle bahsediyor:
"Özünde bir aşk filmi. Aynı zamanda dosluk, hayat, ölüm ve biraz da delilik üzerine. Tüm bunlara aşkın aynasından bakmaya çalıştım."

Mara - Son


Sen bunu zaten biliyordun
Hergün aşkı yenibaştan yazdım
Belki kanım boşa aktı
Belki kırmızı bir kurdeleydi kanım

Son beyaz gülüm de soldu
Son iyiliği yaptım

Kayboldum,
Yolumu kaybettim ben
Oyunu kaybettim
Dolanır durur ruhum

Kayboldum,
Ne büyük bir yalandım ben
Oyunu kaybettim
Dolanır durur ruhum

21 Ağustos 2009 Cuma

Neden Bu Kadar Çok Yalan Söyleriz?


Amerika Massachusetts Üniversitesi Psikoloji profesörlerinden biri, uzun yıllar hilenin insan ilişkilerindeki rolü üzerine çalışmış. Ve bunun üzerine bir kitap çıkarmış:

Hayatınızdaki Yalan: "Neden Yalan Söyleriz ve Yalan Bizim Hakkımızda Ne Söyler?"
TIME Dergisi ise bu profesörle bir röportaj düzenlemiş. Bikaç başlık oldukça dikkatimi çekti: İşte röportaj:

Araştırmalarınızla ilgili ana bulgularınız nelerdi?
Sıklıkla yalan söylemekle kalmıyoruz, ayrıca düşüncelerimiz bile yalan olabiliyor. İnsanlar 10 dakikada ortalama 3 yalan söylüyorlar. Çalışmalarımdaki katılımcılar kendi videolarını izleyene dek yalan söylediklerini farkedemediler. Yani kendileri de bundan habersizler.

Araştırmalarınıza göre insanların yalandan bu kadar çabuk kurtulmalarının sebebi, aslında diğerlerinin aldanıyor olması. Peki bu kadar çok yalana neden inanıyoruz?
Bu bence yalancının avantajı. Yalanları belirlemekte çok iyi değiliz. Dürüstlüğü tespit etmeye çalışırken yanlış davranışlara bakıyoruz ve yanlış yorumluyoruz. Problem şu: Birinin dürüstlüğüyle davranışları arasında doğrudan bir bağlantı yok. Sinirli, üzgün ve ya gergin olmak bu konuda yanıltıcı olabiliyor. Birinin dürüst olup olmadığına yazı-tura atarak karar vermek daha mantıklı. Dahası, çoğu zaman insanlarda yalanları fark etmek bile istemiyoruz. Birşeyin gerçekliğinden şüphe etmeye çoğu zaman isteksiz oluyoruz. Birine "Nasılsın?" diye sorup "İyiyim" diye cevap aldığımızda bunu irdelemiyoruz ve kötü olma ihtimalini çok fazla gözönüne almıyoruz.

Sizce Yalan Toplumla Alakalı mı?
Öncesine kıyasla yalan söylemenin daha kolay olduğu bir devirde yaşıyoruz. Topluma verilen mesaj şu: Sorun yok, bundan kurtulabilirsin. Araştırmalarımda ulaştığım sonuçlardan biri de; insanları yalanlarıyla yüzleştirdiğinde, gerçekten pişman olanların sayısı çok az. Yalan artık eskisi gibi ahlaki bir bozukluk olarak görülmüyor.
Kitabınıza göre, son DNA araştırmaları gösteriyor ki, insanların %10u dışardaki bir insandansa, babasının yalanlarını taklit ediyor. Yalan özel yaşamlarımızda bir salgın gibi mi yani?
Araştırmalar gösteriyor ki, yakın olduğumuz bir insana daha az yalan söylüyoruz. Ama söylersek, daha büyük yalanlar oluyor. Ve ortaya çıktığındaki sonuçlar daha kötü oluyor.
Yalanın nasıl bir sosyal beceri olduğunu gösteriyorsunuz. Yani bu bizim evrimimizin bir parçası mı?
Yalan söylemenin genetik olduğunu düşünmüyorum. Yalan söylemeyi öğreniyoruz. Çocuklarımıza etkili ve aldatıcı yalanlar söyleyerek model oluşturuyoruz.

Bunun için bir çözüm yolu önermişsiniz..
ADD! Aktif Dürüstlük Davranışı. İnsanların bize yalan söyleme olasılıklarını göz önünde bulundurmak zorundayız ve insanlardan dürüstlüğü talep etmeliyiz. Tabii kendimizden de. Beyaz yalan söylemeyen insanlardan olmalıyız. Zalim ve patavatsız olmaktan bahsetmiyorum. Ama paradoks şu: Eğer %100 dürüst ve açıksözlü olursanız popüler bi insan olamazsınız. Dürüstlük en iyi özelliktir. Ama mükemmel değildir.

Kaynak: http://www.time.com/time/

Güllaç'ın Tarihi ve Tarifi :)

Tarihi :

Güllaç'ın tarihi tahmin ettiğiniz gibi Osmanlıya dayanıyor. 15. yy da halkın mısır nişastasından yufka açıp şekerlemesiyle başlayan bu tatlı, içine gülsuyunun eklenmesiyle "Güllü Aş" adını almıştır.Ve daha sonrasında adı "Güllaç"a dönüştü. 100 gramında 150 kalori bulunan bu çok lezzetli tatlı Osmanlı sarayına 1489 yılında girmiş.
Güllaç yapraklarının ince olması çok önemli. Çünkü kalın olduğunda lapa halini alıyorlar. Bu yapraklar gerekli koşullar sağlandığında bozulmadan 10 sene saklanabiliyor.

Tarifi :

Gerekli Malzemeler :

* Çok ince açılmış güllaç yufkası
* 3 kilo süt
* 750 gr toz şeker
* 250 gr rendelenmiş ceviz içi
* 250 gr hindistan cevizi
* 500 gr pudra şekeri
* 100 gr çekilmiş antep fıstık içi

Yapılışı:
Süt iyice kaynatılır ve şeker koyularak iyice karıştırılır. Süt el yakar yakmaz hale gelince güllaç yufkaları genişliğinde bir tepside serme işlemine başlanır. Yufkalar tepsiye tek teke serilerek araları bol sütle beslenir. 3-4 yaprak yufka attıktan sonra hindistan cevizi, pudra şekeri, hindistan cevizi, çekilmiş fıstık içi, file fındıkla üzerine bolca serpilir. Üzerine tekrar bol süt yedirilen 3-4 yufka serilir.Süsleme yapılarak servise hazırlanır.

Afiyet olsun :)

Jules Verne ve Öngörüleri

Çoğumuz tarafından çocuk kitapları yazarı olarak bilinir. Oysa o tam bir "Bilim Falcısı"dır ve çoğu icadı öngörmüştür.

Gerçek adı Jules Gabriel Verne (Jul Gabriel Vern)'dir ve Fransa'nın Nantes'inde 1850 yılında doğmuştur. Çocukluğunda araştırmaya ve seyahate çok büyük bir ilgi göstermeye başlar. Yazmaya başladıkça denizaltı, uzay yolculuğu ve oksijen tüpü gibi icatlardan o zamanlar mümkün değilken bahseder. Eserleri başka dillere en çok çevrilen yazardır. Farklı dillerdeki eserlerine buradan ulaşabilir, kitapları online olarak okuyabilirsiniz.

Pek bilinmeyen ama benim oldukça ilgimi çeken bir eseri vardır:

Kip Kardeşler

Bu eserde Jules Verne insanların tam ölüm anında gördükleri görüntünün kalıcı olarak göz retinasına yerleştiği varsayımını ortaya atmıştır.



En çok bilinen eserleri:


Denizler Altında 20Bin Fersah
Dünyanın Merkezine Seyahat
Balonla 5 Hafta
Aya Seyahat
15 Yaşında Bir Kaptan
Dünyanın Ucundaki Fener
Esrarlı Ada
İki Yıl Okul Tatili

20 Ağustos 2009 Perşembe

Yaratıcı Kuş Fotoğrafları

Çoğu zaman kuşlar gibi hareketli canlıların fotoğraflarını çekmek kolay olmaz. İşte bunlar binbir uğraştan sonra çekilmiş ilginç fotoğraflar:



Bu arıkuşu dalına konarken Hollanda'da çekilmiş.


Bülbülün fotoğrafı çekilirken aksinin de tam olarak gözükmesine dikkat edilmiş.


Reddish Egret ( Bir Tür Balıkçıl)


Buradaki görüntünün tam olarak yakalanabilmesi için açık renkli ve oynar lens kullanılmış.



Bu küçük kerkenezleri çift halinde çekmek, normaldekinden daha zordur. Çünkü ikisi de fotoğraf makinesine eşit uzaklıkta olmalıdır.



Ural Baykuşunun bu pozunu yakalayabilmek için fotoğrafçı tam 14 saat beklemiş.
Yuvasına yemek getirirken.



Uzun kuyruklu baştankara gibi küçük kuşları çekebilmek için oldukça uzun lensler kullanmak gerekiyormuş.


Jay ötücükuşu tüylerinden ve bakışlarından dolayı biraz ürkütücü görünüyor.